Ofisin asıl sorunu, çoğu zaman satış değildir.
Danışman gelir, öğrenir, portföyünü kurar ve gider. Eğitim ofiste kalmaz, müşteri ilişkisi kişiye bağlı kaldığı için ayrılan danışman defterini de yanında götürür. Sirkülasyonu düşürmenin yolu prim oranını yükseltmekten geçmiyor, çünkü mesele para değil, danışmanın orada ne olacağını bilmemesi.
Ortaklıklarda gerilim genellikle kârın bölüşülmesinden çıkmaz. Biri sahayı taşır, diğeri sermayeyi koyar, ikisi de kendi katkısını daha ağır sayar. Pay oranı, karar hakkı ve çıkış koşulu ilk gün konuşulmadığı için, konuşulduğu gün artık müzakere değil çatışma olur.
Marka tarafında ise sektörün ortak sorunu şu, ofislerin neredeyse hepsi aynı şeyi söylüyor. Güven, dürüstlük, şeffaflık. Bir vaat herkes tarafından söylendiğinde kimsenin vaadi olmaktan çıkar. Marka amacı, ofisin gerçekten neyi reddettiğini söyleyebildiği yerde başlar.
Bir de itibar var. Güven satan bir işte tek bir kötü kapanış, tek bir cevapsız şikâyet, yılların birikimini götürebiliyor. İtibar, bir kriz çıktığında yönetilen şey değil, çıkmadan önce kurulan şeydir.
Bu başlıklarda çalışıyoruz. Danışman kadrosunun gelişimi ve belgelendirilmesi, komisyon ve prim düzeninin kurulması, ortaklık ve pay yapısının konuşulması, marka amacının tanımlanması, itibar ve kriz yönetimi, sürdürülebilirlik raporlaması, stratejik planlama, müzakere eğitimleri ve liderlik koçluğu.
Bir ofisin değeri, sahibi masada olmadığı gün de ayakta kalabilmesiyle ölçülür.